Sunday, May 7, 2017

Hayat güldürüsü

Yaşamak ve aşkı aramak tıpkı bir sahil gezintisinde taş aramaya benzer.Sahilde binlerce renkte taş vardır.Elinizde zaman geçirip suda sektirebileceğiniz,havaya atıp kumda sürükleyebileceğiniz,sizi tedavi etmeye yarayan taşlar vardır.

Aşkı aramak ise zor rastlanır,çok nadir bulunan bir taş türünü aramak gibidir.
Bazı şanslı insanlar sahil bitmeden bu taşı bulmayı başarırlar,erken veya geç.
Bazıları ise bunu hayatları boyu bulamazlar.Ama bu üzülecek bir şey değildir.
çünkü insan bu "yüce" taşı bulma sorumluluğunu kendi kendine edinmiştir.
Sahilin sonuna kadar huzurlu bir yürüyüş yapmayı,bundan zevk almayı ve elindeki taşlarla vakit geçirmeyi seçmez.bu bir seçimdir.

Aranan ayrıcalıklı taş sahilde bulunmuyor dahi olabilir ama yeni serüvenler yaşama isteği seni cezbeder,bütün sahili bitirmeden rahat edemez insan..yürüyüşüne sessizce devam edersin.
Bu sis senin yaşama motivasyonundur.            
Sabahki sis gerçekliğin ışığında yavaşça dağılmaya başladığında perde yırtılır,görürsün

Eline aldığın her yeni taş yeni bir umuttur.
Bazılarının o olmadığını bilir,bir kömür parçası gibi ayırırsın,
bazıları ise bir inci tanesi gibi parlayarak gönlünü fetheder ama zamanla sıkılırsın
bazı mükemmel taşların çizikleri vardır, istemezsin.
Bazen ona çok benziyordur ama ulaşamazsın, bazen o sanarsın ve olanca   uğraşırsın
ama neye yarar,sahil daha bitmemiştir hem..

Bir sahilde yürürken heyecan verici bir taş bulamadığın için kendini denizde boğma fikri ne kadar anlamsızsa, yaşamdan beklediğini bulamayıp tatmin olamamaya başladığında intihar etme düşüncesi de bir o kadar saçmadır.

Monday, May 2, 2016

PATRONLAR VE SAHİPLERİ



Ve işte söylüyorum.Ve siz bayım,siz de herkes kadar suçlusunuz.Lütfen bana kızmayın.Ama kabahatın çoğu sizde.Bu sıralar kiminle konuşsam antidepresan kullanıyor.Ellerinden ayırmadıkları küçük pembe haplarıyla sıvı mide ilaçlarını fondip yapıp güzel bir ziyafet çekme peşindeler.Bazıları ise kendilerini çalışmaya adamış..Bunun onları günümüz dünyevi endişelerinden uzak tuttuğunu söylüyorlar.Para önemlidir diyorlar..Cüzdanlarını iyice şişirip mutluluğu satın alma derdindeler.Hayallerinin peşinde koşan bir dolu insan görüyorum.Yazık..sevdikleri işlerde başarıya ulaşmanın onları mutlu edceğine inanmışlar.Bir ömrü boşuna harcadılar.Bu amaç uğruna sınırlı zamanları yitip gidiyor.Güçsüzler patron olmaya bilenmiş.Öyle ki bazıları para için palyaçoluğa bile başlamış.Ne maskaralık ama! Palyaçolara gülünür mü hiç? Yüzü makyajlı tuhaf kılıklı adamlar şekilde şekile girerken kargalar bile onlara gülüyorlar.İşte bu çok onur kırıcı.Belli ki mutluluğu almayı planlayanlar şimdi mutluluğu satmanın peşindeler.
 
‘’Merhaba efendim,hoşgeldiniz.’’ İşte bu oyuna bitiyorum.Spor salonunda gene o adamın sahtekar gülüşlerine maruz kaldım.Kendimi patron gibi falan mı hissetmem gerekiyor? Benden mutlu olmam mı bekleniyor? Mide bulandırıcı,bu sahte gülüş karşıma çıkmaya nasıl cüret edebiliyor.Aferin sana kukla,gülümsemeni iyi pazarladın.Mutluluk ne zamandan beri alınır,satılabilir bir şey haline geldi? Ortalık bayat gülümsemelerden geçilmez oldu. Burayı terketmek istiyorum.Salondaki adamın gülümsemesi beni çıldıratacak,eğer benden güçlü olmasa onu yumruklardım,keşke olsa fakat bunu yapmaya hala cesaretim yok...

Wednesday, February 5, 2014

Aşk-insan-rekabet-(seks)


https://www.youtube.com/watch?v=xa2XnouRXKo

Aşk var mı,yoksa yok mu? Yıllardır sorulagelen klişeleşmeye
yüz tutmuş bu sorunun cevabı bana göre:evet var.Zamanının
gerekenden fazlasını bu gibi şeyler üzerine düşünmekte olan
benim,böyle düşünmem şaşırtıcı değildir.Fakat şaşırtıcı olmayan
başka bir gerçek de bir şeyler hissettiğimizdir.Bahsettiğim hissi
hepiniz yaşamışsınızdır,fakat 'aşk' adını verdiğimiz kavram ne
kadar doğru? İnsanların yüzde 99'u yukarıda bahsettiğim his üzerinde
birleşebiliyorken konu bu asil kavrama geldiğinde yüzde maalesef oldukça düşük

Tam olarak,bu noktada insanoğlunu incelemek durumdayız ve yarattığı kavramları
Bana öyle geliyor ki dünyada insan ırkı kadar pis bir ırk yoktur!
Bunun nedeni ise düşündüğünüz üzere rekabet değildir.Çünkü
bütün doğal sistem içgüdüsel bir rekabet düzenine oturtulmuştur.İnsanı
kirli yapan rekabetciliği değil,sahip olduğu beyindir.Beyin,mantık
rekabeti içgüdüsellikten çıkartıp mantığa oturtur,onu pratik yapar.
Bu yanında acımasızlığı,gaddarlığı getirir.Bu yüzdendir ki birçok 'duygusal'
insan gündelik hayatlarında üzüntü çekmektedir.



Aşkta bu böyledir,tıpkı doğmadan önce milyonlarca sperm içinden
sıyrılma martonunda olduğundaki gibi,aşk en nihai son olan seksi
körükler.seksteki rekabete(ulaşılmaza ermeye çalışmak) bir örnek için
ufak bir video örneği,kuzen türümüz olan bonobolardan gelsin.
bu hareketler size oldukca tanıdık gelecektir.

http://youtu.be/82GUjPConiE?t=35s

Evet.Aslında hissetmemize rağmen ısrarla 'artık' olmadığını söylediğimiz
kavramın çelişkisi burada başlar.Çünkü hiç değişmedik,aşk birinci
gelme istediğidir.Değişmedik ve toplumumuzu bu değerler üzerine
inşa ettik.Aşkın çıkışı,yıllar önce,eski yunan'da bir kadının
bütün erkeklerle yatması üzerine,erkeklerin rekabete girmesine
dayandırılır.O gün bu asil(belki de günümüzde düşük kabul edilen)
kadın bu hareketi yapmasaydı,acaba nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk?

Değerli okuyucularım,an itibariyle
rekabetsiz dünya hayallerime dalmış bulunmaktayım.
Evet bilirsiniz ya işte,o insanın özünü reddeden ütopya bahsettiğim..
fakat hayatın temelinde mutluluk mutlak amaç olduğuna göre
bu hayale biraz daha devam edeceğim.Hoşcakalın dostlar.Rekabet
kavramı üzerine yazımda görüşmek dileğiyle.

Sunday, July 7, 2013

Resimde sürrealizm ve Rob gonsalves

Selam gönül dostları,ilk yazımı sizlerle paylaşmanın heyecanı içersindeyim.Bu bloğumu mümkün olduğu kadar enteresan bilgilerle donatıp,düşünmeye zamanı olmayan insanlara alan yaratmak amacındayım.Benim için de güzel bir birikim ve günlük olacak tabii ki.Uzun yolculuğumuzda kıyıda köşede kalmış isimleri inceleyeğiz ve ebeveynlerimizin bize yıllardır bahsettiği ''Faydalı internet'' ile tanışacağız.Bu blog batak veya mynet çanak okey oynamaktan sıkılanlar,''daha ne kadar cs oynayacağım ?'' diye kendine sorup yeni ufuklara yelken açanlar ve sistemin sıkışık düzeninde düşünmeye zamanı olmayan başarılı insanlar için oluşturulmuş modern bir kültür hayratıdır.


İsterseniz kahvelerimizi yudumlayıp yavaştan bir yolculuğa başlayalım.Efendim konumuz şiirde sürrealizm ve hayranı olduğum Rob gonsalves olacak bugün.Kendisi çok ünlü olmasa da değerli bir isim.Kenarda kalmış bir isim.Resim alanında çok atıp tutamayacağım resimle ilgilenen arkadaşlar beni affetsinler ama,dünyanın sayılı ressamlarından biri bence kendisi.








Sürrealist resmin önemli ressamlarından Rene Magritte,şu ünlü ''ceci nest pas une pipe '' yani bu bir pipo değildir sözünün sahibi öldüğünde,Rob daha henüz 8 yaşındaydı.Resime ilgi duyan rob mimarlığa da çok büyük ilgi duyuyordu.Reklam afişlerini ve medya resimlerini hayranlıkla takip eden Rob'un resimlerine bakacak olursak,sürrealist yani ağır basan tarafının Rene'den etkilendiği bariz


Rene Magritte hakkında biraz bilgi vermek gerekirse,kesinlikle çok derin bir adam.Diğer sürrealistlere göre farklılıkları var.Diger gercekustucelerden farkli olarak ayik olmanin resim yaparken esas oldugunu ve uyanma sirasinda insan zihninin en acik oldugunu soyleyen bir ressamdır kendisi.Robla ortak olarak ikisi de hayatın anlamsızlığını sorgular.








Biraz zihnimizi rahatlatalım,şu ünlü ''bu bir pipo değildir'' resminin asıl hikayesini öğrenmek ister misiniz bu yazıya hala tahammül edebilmiş ve düşünecek zaman bulabilmiş resim dostları? Bu yazıya çok laubali kaçacak dostlarım ama,sizlere çok sevdiğim umut sarıkaya'dan şu karikatürü armağan edip biraz rahatlatmak istiyorum izin verirseniz..




Tarihte 1968 mayıs olayları olarak geçer.O yılları ben göremedim babam bile göremedi ama dünyanın karışık olduğu yıllarmış.Bir bunalım hakimdi.Öğrenciler dayanamadı.Ayaklandılar.Polis çok sert müdahelede bulundu.Olaylar komünist rejimin bir oyunu olarak görünüyordu.Halbuki olaylar tüketici toplumun temelinin atılmasıydı,öyle ki fransa'da,olayın kalbinde içine televizyon giren ev oranı %15’ken bu oran 1970’te % 70’e fırladı.Ebeveynler 2. dünya savaşını büyük yıkımları görmüşlerdi,fakat gelişen dünyada gençler kendilerini farklı biçimlerde ifade etmekten çekinmiyorlardı.Bir ortaya çıkan yeni farklı metanın ortaya getirdiği tatminsizlik vardı.Kendilerini yeni tarzlara kaptıran bu gençler, sex&drugs tarzı yaşam yaşam istediler.Olayı fazla saptırmamak adına hemen pipo olayına dönüyorum.Fransa kaynıyordu o dönem.Bu bir üniversite hareketiydi.1969 civarinda, ogrenci olaylarinin yasandigi sirada fransa'da bir universitenin ogrenci kantinindeki 'pipo giremez' uyarisinin tam altinda piposunu keyifle tutturen ogrenci, 'burada pipo tutturemezsiniz uyarısına maruz kaldı.Bunun uzerine, önce duvarda asili olan pipo resmini gosterip 'eger bu pipoysa' dedikten sonra, piposunu gostererek 'benim elimdeki pipo degildir' der. bu cumlenin aslı ressam Rene magritte tarafindan sarfedilmistir.Öğrenci burada gayet cool bir alıntı yapmış.
Resmin orjinali
Bana kalırsa,rene üstadın çok daha etkileyici eserleri var,fakat sürrealist sanat anlayışını en iyi bu resim özetliyor.Tarih her zaman fark yaratanları yazmıştır.Hayatı güzel özetleyen sevdiğim tablolarından bir örnek
the lovers


The lovers 2
Sürrealist eserler yaratmak istiyorsanız: Kesinlikle özgün olmalısınız. Eğer ki özgün olmazsanız, resimcilik camiasında hiçbir şekilde önemli bir yere sahip olamazsınız. Sürrealizmde, hayalgücünüzü konuşturmalısınız. Bu hayalgücü eserleriyle de, insanları düşündürmelisiniz. Unsurlar, büyük oranda hayal gücü oranı olmalı ve insanı içine çekmelidir.Sürrealist ressamların resim tekniğinin dışında,çok büyük bir dehaları olduğunu düşünüyorum.Kendilerine bir dünya yaratıyorlar ve huzura erişiyorlar.Yazarlar hayatın anlamsızlığını kitaplarıyla sorgularlar.Sürrealist ressam ise bunu tek bir portreye sığdırmayı başaran kişidir.Sizlere dalinin hoş bir sözüyle veda ediyorum arkadaşlar.Bu alıntıdan sonra usta ressamlar size benim anlatamadığım pek çok şeyi anlatacaktır emimin.Hoşçakalın.

''
Dahi değilsen bile öyle davran''


 biz düşünmeden  ve zaman akıp giderken

en iyi yaptığımız şey hizmet etmek

 

yoğunluğun içinde kaybolurken ve biz düşünmezken

hayat devam ede

onlar da pek aldırmaz,sistem işler,plan devam eder